gökkuşağı.

16 Eylül 2013 § Yorum bırakın

kadıköy’deki geç ergenlik, erken yetişkinlik günlerimizde gittiğimiz bir kafe vardı, kapısında tabela niyetine kocaman bir gökkuşağı resmi olan. biz oraya gökkuşağı diyorduk, ingilizce konuşmayı sevenlerin rainbow dediklerini de duyuyorduk. mekan sahibi çiftin üç yaşında bir oğulları vardı, ulaş.  kucağımıza gelir, çişini yapar, sümüklerini üstümüze sürerdi. ama çok sevimliydi kerata, konuşmayı öğrenişini adım adım izlemiştik. bilge’yle 2002 yılını orada karşılamış, geceyi de ailenin dükkanın hemen üstündeki evinde geçirmiştik. direc-t, anima filan konser verirdi arada. canlı müzik olmadığında ise manu chao vardı, keziah jones vardı, paul weller vardı. çay ucuzdu, zeytinyağlılar lezizdi, elmalı turtalar krem şantiliydi. kütüphanesi de vardı. hayatımızın dramlı zamanlarına denk gelse de, biz orada epey mutluyduk.

sonra gökkuşağı kapandı. dükkan bir yediemin deposuna dönüştü. icra yoluyla haczedilen malların satılana ya da geri alınana kadar korunduğu yere, bir eşya hapishanesine yani. aile bodrum’a taşınmış diye duyduk. biz kafelerden barlara terfi ettik. ulaş da muhtemelen bu sıralar imam hatip lisesi ile meslek lisesi arasında bir tercih yapmaya mecbur bırakılıyordur.

bu gece kadıköy’ü düşününce aklıma bu geldi. sağ omzumda bir gökkuşağı dövmesi var. çok şükür henüz kimse gelip üstünü griye boyamaya kalkmadı. ama olacağına bakın.

velvet goldmine.

09 Nisan 2012 § Yorum bırakın

sizi bilmem ama sık sık içimden şarkı söyleyerek uyanırım. illa neşeli olması gerekmez, bazen sözlerin bir kısmını unuturum, bazen de sadece nakarata takılır kalırım. bu sabah ise ne olduğunu bile bilmediğim bir melodi dönüyordu kafamda. dün bir yaş doğum günü partisine gittiğim kuzenimin oyuncaklarından mı, bilgisayar oyunlarından mı, reklam cingıllarından mı kalmış aklımda bilmiyorum. zaten şu anda hatırlamıyorum da. (bir hafta sonra hatırladım: beverly hills cop -yani sosyete polisi- filminin tema müziği!) kahvaltı öncesi ritüelimin bir parçası olarak bilgisayar karşısına geçip, kafamdaki melodinin yerine yenisini koymak üzere youtube’u açtığımda, parmaklarım benden bağımsız olarak “velvet goldmine” yazdı arama kutusuna.

bu filmi izlediğimde lisedeydim. bir cumartesi günü, kadıköy’de iki bira içip sarhoş olmuş, ardından tek başına sinemaya gitmiştim. ekonomik sarhoşluğum filmin dumanlı atmosferiyle epey uyum sağlamış, sinemadan büyülenmiş biçimde ayrılmama neden olmuştu. ilerleyen aylarda filmin müziklerini döndüre döndüre dinlemiştim. (evet döndüre döndüre, çünkü ben kasetten cd’ye geçişi yaşıtlarından bile geç yaşamış bir walkman çocuğuyum.) dolayısıyla o zamanlar yeni oluşmakta olan müzik zevkime katkıları da oldukça zenginleştiriciydi.

normalde insanlara, özellikle de sevdiğim ve fikirlerini önemsediğim kişilere film, kitap ya da albüm tavsiye ederken biraz çekinirim. benim çok beğendiğim bir şeyi onların beğenmemesi ihtimali beni korkutur. fakat bu filmle ve mümkün olan en yakın zamanda kendisiyle başbaşa izlemeyi istediğim kişiyle ilgili böyle bir kaygım yok. heyecanla bekliyorum.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with nostalji at lafı uzatmadan..