aşırı kişisel.

16 Ekim 2012 § 1 Yorum

evet, aşırı kişisel. ama bir yandan da burada bulunsun istiyorum. çünkü söz hakikaten uçuyor, ama yazı kalıyor. birkaç haftadır buraya bir şeyler yazmak istiyorum; yazıyorum, beğenmiyorum, siliyorum, vazgeçiyorum. ne olduğunu çok önemi yok. önemi yok, çünkü üç-beş yıl önce adeta bir paradigma kayması yaşayarak açtığım duygusal musluklarımı kapamaya karar verdim. bundan sonra yeniden, eskiden olduğum gibi, hislerimi paylaşmak konusunda aşırı seçici olacağım.

buna karar verişimin sebebi, kahve falı baktırmayışımın sebebiyle aynı: insanların hakkımda spekülasyon yapmasından hoşlanmıyorum. “size ne, hayatımı dilediğim gibi yaşarım,” türünden isyankar bir tavır değil bu, kimsenin ağzını büzmek niyetinde değilim, kaldı ki dedikodu benim yapmadığım bir şey de değil, ama ben telkine açık bir insanım. birilerinin benim onlara sunduğum bilgilerden yola çıkarak yorumlar yapması, benim bunlardan etkilenmem, doğru olduklarına inanmam filan, işlerimi çok kolaylaştırmıyor. anlattıklarımın bir beklenti yaratması, karşılanamayan bu beklentinin kalp kırması, sonucunda yine benim kalbimin kırılması da pek hoş değil öte yandan.

terapiye de bu yüzden gitmiyorum. biliyorum ki daha şahane bir insana dönüşmem için bana birtakım ödevler verilecek. bense bu ödevleri yerine getirmek için büyük sancılar çekeceğim. ya da hepten bunları yapmaktan vazgeçeceğim; biraz tembellikten, biraz da aslında kendim gibi olmaktan vazgeçmek istemediğimden. kendim gibi olmaya devam edebilmenin yolu da, benim anladığım kadarıyla, nasıl biri olduğumu mümkün olduğunca gizlemekten geçiyor. demem şu ki, hayatı sinsi gibi yaşamaya, mutluluğu ketumlukta aramaya devam.

bilmiyorum anlatabildim mi, anlatamadıysam da sorun değil, anlatmak istemiyorum zaten.

“adap”

22 Nisan 2012 § Yorum bırakın

sevmediğim, cümle içinde kullanmaktan kaçındığım bazı kelimeler var. sevmediğim derken, bamyadan, kerevizden filan bahsetmiyorum. (bamyayı çok severim bu arada. kereviz konusunda çekimserim.) yabancı kökenli kelimelerden kaçınalım, dilimiz temiz kalsın gibi muhafazakar kaygılar da taşımıyorum. aksine, sonradan giren kelimelerin dili zenginleştirdiğini düşünenlerdenim. ama bazı kelimelerin verdikleri mesajdan hazzetmiyorum, onlarsız bir dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanıyorum. bunları bir araya getireyim istedim. ilk kelimenin a ile başlamasına bakmayın, aklıma geldiği sırayla.

adap, türk dil kurumu sözlüğünde, “töre, yol yordam,” olarak tanımlanıyor. usül denebilir, racon denebilir. eylemlerimizi ne şekilde gerçekleştireceğimizi dikte eden kurallar bütünü de diyebiliriz. çay servisi hiyerarşisi, yemek masasına asla dayanmaması gereken dirsekler filan, bunlar akla gelen ilk örnekler. benim bu meseleyi kafaya takmaya başlayışım ise, milletin paylaşmalara doyamadığı yüz maddelik bir “rakı nasıl içilir” yazısına denk gelmemle oldu. rakı içerken ne renk ruj süreceğimizi, hangi iphone uygulamalarını kullanacağımızı, kaç kat giysi giymemiz gerektiğini bize öğreten bu yazı, üstelik bunları “kasmadan” yapmamızı salık veriyordu. keyif mi yapıyoruz, dert sahibi mi oluyoruz belli değil! şahsen yirmi kişilik bir masada, bir yandan karnımı doyurup, masanın öbür ucundaki arkadaşıma seslenebilmek isterim rakı içerken. zira bu adap meselesine fazla yüz verirsek, donumuzun içine kadar girer, bizi klitoral orgazmın yalan, vajinal orgazmın gerçek olduğuna ikna etmeye çalışır. her şey bittikten sonra da sigaramızı sokakta içmemize izin vermez. diyeceğim şu ki, herkes kendi doğrusunu bilir. bırakalım da isteyen balığına limon sıksın, viskisini kolaya karıştırsın, kim neresinden istiyorsa oradan orgazm olsun. karışmayıversinler. hepimizi edepsizliğe davet ediyorum buradan.

sosyal medyamı öğreniyorum.

20 Nisan 2012 § Yorum bırakın

öncelikle bazı noktalara açıklık getirmek isterim. birincisi, “sosyal medya” sözünü duymak bende de titreme, göz seğirmesi gibi tepkilere yol açıyor. ikincisi, giriş yazısı tadında şeyler yazmaktan bir türlü kurtulamadım, bundan ben de rahatsızım. fakat şöyle de bir gerçek var ki, henüz giriş aşamasındayım. başlayalı daha birkaç hafta oldu. elbette daha önce internetin çeşitli köşelerinde at koşturmuşluğum var, fakat bu seferki biraz daha ciddi. bilmediğim bir sürü şeyi öğreniyorum. rss nedir, google reader nasıl kullanılır, css kodu nasıl yazılır, etkili etiketleme yöntemleri nelerdir? bunlar eskiden önemsediğim şeyler değildi. şimdi ise biraz deneme yanılma yöntemi, biraz da blog’larda okuduğum tavsiyelerin yardımıyla, işi yavaş yavaş kıvırmaya çalışıyorum.

artık “sosyal medya uzmanlığı” adında bir meslek var. üstelik, bu işin nasıl yapıldığını öğreten sertifika programları var, çok da pahalılar. fakat bu, işin doğasına aykırı değil mi? yani, gitar çalmayı, örgü örmeyi ya da fransızca konuşmayı internetten öğrenmek mümkünken, internetin kendisini öğrenmek için kursa gitmek gerekli mi? (internetten gitar çalmayı nasıl öğreneceğimizi öğrenmek için kursa gidiyor muyuz mesela?) ben sosyal medya uzmanlığı dersi verecek olsam, ilk derse öğrencilerimi bir güzel azarlayarak başlardım. ve söz konusu pozisyona başvuracak olan kişi, iş görüşmesinde sertifikasını göstermek yerine, “kendim öğrendim,” dese, çok daha havalı olurdu bence. aklı olan şirket yöneticisi de, bundan etkilenirdi.

uzun yazamıyorum.

05 Nisan 2012 § Yorum bırakın

hayır, yazamıyorum. sınavlarda ikinci kağıdı isteyenlerden hiç olmadım. olanların da bunun faydasını gördüğüne tanıklık etmedim. aklına her geleni yazmak, aslında sorulan soruyu anlamadığını gösterir, bunu herkes biliyor öyle değil mi? ödev yazarken, verilen sözcük ya da sayfa sayısının alt sınırında yer aldım hep, çoğu zaman da o noktaya gelebilmek için araya gereksiz bilgiler serpiştirmem gerekti. örnekler hep okuldan, ama bunun sıkıntısını çekeceğim yegane yer de orası zaten.

üşengeç bir insanım, orası su götürmez. uzun yazamadığım gibi, hızlı da yazamıyorum. sıradan bir cep telefonu mesajını düzenlemem bile en az 15 dakikamı alıyor, öyle düşünün. son dakika sıkıştırmasının insanın üretkenliğinde önemli bir faktör olduğu söylenebilir, ancak yine okuldan örnek vermek gerekirse, bu stresin altından kalkamayıp, -muhtemelen kendisi de aynı dertten mustarip olduğundan- anlayış gösteren bir hocaya da denk gelemeyip, dersten kalmaya razı olduğum çok oldu. mesela bu iki satırlık şeyi yazmaya pazartesi günü başladım. daha bitirmezsem de hiçbir zaman bitmeyecekti. güncelliğini ya da benim gözümdeki önemini yitirdiğinden azıcık karalanıp bırakılmış o kadar çok yazım var ki. çözüm olarak burada, twitter’a ya da facebook’a aklıma geldiği anda (ya da itiraf edeyim, zaman zaman defterime not alıp eve geldikten sonra) yazdığım cümlelerin biraz daha genişletilmiş hallerini sunmaya karar verdim. böylece nasıl yazamadığımı anlatan kim bilir kaçıncı yazımı da tamamlamış oldum. belki arada daha uzun şeyler de yazar, hem kendimi hem de sizi şaşırtırım.

“isminle gel.”

01 Nisan 2012 § Yorum bırakın

bir vakitler ekşi sözlük’teki “kişinin büyüdüğünü anladığı an” başlığına, “ad-soyad kombinasyonuyla bir e-mail adresi almaya karar verdiği andır,” gibi bir şeyler yazmıştım. söz konusu e-mail adresini hiç almadım. ama bakın ne yaptım.

eskiden “sanal alem” dediğimiz, artık “sosyal medya” adını almış bu ortamlarda, hangisi kendini daha fazla önemsemek anlamına geliyor hala bilemiyorum: adını sanını açıkça ortaya koymak mı, yoksa bir takma ismin “arkasına sığınmak” mı? yani kim olduğun bu kadar önemli mi ki, yazdıklarının altına imzanı atmak istiyorsun? ya da kim olduğun bu kadar önemli mi ki, yazdıklarının senin tarafından yazıldığını gizlemeyi bu kadar çok istiyorsun?

sonuçta anonimlik internette ağzını açıp gözünü yummayı çok kolaylaştırıyor, bu bir gerçek. ancak bu anonimlerin artık, tumblr’daki “14 yaşında ama hala çocuksu” ergenler tarafından bile ciddiye alınmadıkları da bir başka gerçek. hem facebook sağolsun, insanlar birbirlerini soyadlarıyla tanıyorlar artık. eskiden sadece amerikan dizilerinde gördüğümüz tanışma sahneleri bizde de var yani: “merhaba, ben duygu dölek.” 30 yaşına geldim, kuzenlerimden, dayılarımdan, amcalarımdan saklayacak bir şeyim kalmadı. başıma geleceklerin sorumluluğunu alıyorum. birileri tarafından takip edildiğimi hayal edecek bile olsam, onlara hakikaten kendim tarafından üretilmiş bir şeyler sunmayı, google aramalarını kolaylaştırmayı isterim. bu yüzden buradayım. tanıştığımıza memnun oldum.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with meram at lafı uzatmadan..