kaç kürtaja kadar hakkımız var?

28 Mayıs 2012 § 3 Yorum

az önce  bir kadın profesörün (adı bende saklı) twitter’a, “bu memleket insanı zorla feminist yapar,” yazdığını gördüm. hocam valla, biz de istemiyoruz ama ne yapalım, koşullar yüzünden mecburen…

daha önce nedenleriyle yazdım. çocuk doğurmaya karşı olan bir vatandaşım. hatta son zamanlarda, mevcut düzen sürmekteyken kadınların doğurmaya devam etmesinin, kadın mücadelesinde bir ilerleme kaydetme ihtimalini azalttığını düşünmeye kadar vardırdım işi. başbakanın sezaryen ve kürtaj hakkındaki fikirlerini duyduk. bu, adamın kendisine oy veren kitleyi memnun eden beyanlarıyla yarattığı ilk dandik gündem değil pek tabii ki. burada denklemi tersine çevirip, roboski’de yaşananın, açıkça istenmeyen bazı çocukların memleket sathından kazınması operasyonu olduğunu düşünebiliriz. ya da ülkemizin 2023 yılı hedeflerinden birinin, dünyanın en kalabalık yetimhanelerine sahip olmak olduğunu tahmin edebiliriz.

başbakan ve kitlesinin kadınlara ne gözle baktığı zaten malum. benim için tüm bunlar kadar, belki de daha fazla sinir bozucu olan, kimi temkinli itirazlar. “mecbur kalınmadıkça sezaryen yapılmasın bence,” ya da, “ama canım kürtaj da bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmasın yani,” gibi cümleler. ben kürtajın travmatik bir operasyon olarak algılanmasına karşıyım. iki hücrenin bir araya gelmesinden oluşan bezelye büyüklüğünde bir embriyo ile duygusal bağ kurmanın, saksı bitkileriyle konuşmaktan daha anlamsız olduğunu düşünüyorum. elbette gebelikten korunma yöntemleriyle ilgili bilinçlenmek önemli, hatta mümkünse kadın kendini erkeğin insafına bırakmadan kendi önlemini almalı. ama aksilikler, dalgınlıklar ve binde bir olasılıklar her daim mevcut. ve insanın başına birden fazla kez de gelebilir bunlar. tüm operasyonlar gibi kürtajın da komplikasyonlara yol açma ihtimali var, ancak bu da kadının bedeniyle ve hayatıyla ilgili kararlarda başkalarına söz hakkı sağlamıyor. kürtaj için hangi gerekçelerin “makul,” kaç kürtajdan sonrasının “doğum kontrol yöntemi” sayılacağına kim karar verecek? bu kararı verecek merciler her kürtajın değilse de, mesela beş kürtajın bir uludere olduğunu mu düşünüyor yani?

peki ben neden doğurmuyorum?

28 Nisan 2012 § 2 Yorum

kendi bebekliğimden beri ilk defa, etrafımda bu kadar çok bebek var. öyle ki, abd’de büyük buhran sonrası yaşanana benzer bir bebek patlamasının söz konusu olduğunu düşünüyordum -memlekette büyük bir refah artışı var ne de olsa. ancak bu işin uzmanlarından biriyle konuştuğumda, böyle bir durumun olmadığını, sadece yaşı bana yakın insanların üreme çağına girdiklerini öğrendim. bu sırada, the new yorker’da, çocuk sahibi olmanın dünyaya iyilikten ziyade kötülük getirdiğini gerekçeleriyle anlatan bir makale okudum. benim için oldukça zihin açıcı kısımlar içeren bir yazı olsa da, hiç kimseye çocuk yapmamasını söyleyemem. illa erdemli gerekçeler aramak gerekmiyor; insanlar bir türlü iş bulamadıkları için, bebekleri çok sevimli buldukları için, birlikte oldukları kişilerin bir replikasını ellerinde bulundurmak istedikleri için, ya da süsleyip oynayacak yeni bir oyuncak aradıkları için üremeyi tercih edebilirler. bir itirazım olmaz. zaten hakikaten dünyaya gelen büyüyor. ayrıca bebekler hakikaten çok tatlı oluyor. ancak benim kaygılarım, bir insan olarak doğamla yeterince barışık olmayışımdan kaynaklanıyor.

öncelikle, insanın kendi bedeninde başka bir canlıyı büyütmesi fikri bana baştan ürkütücü geliyor. düşünürseniz, kadının bedenini, kalsiyumunu filan sömüren, parazit bir yaşam formundan bahsediyoruz. ancak benim derdim bununla da değil, emzirmeyle. çocuk sahibi kadınlar, emzirmenin dünyanın en güzel duygusu, eşsiz bir mutluluk kaynağı olduğunu söylerler. işte bu eşsiz mutluluk hissinin, bütün yunan trajedilerinin kaynağı olduğunu düşünüyorum. aşık olduğumda bile kendimi tanıyamaz, duygularımı ve davranışlarımı kontrol edemez hale gelirken, kelimenin tam anlamıyla kanımdan canımdan vererek beslediğim bir canlıya olan bağlılığımın, beni nasıl bir canavara çevireceğini tahmin etmek bile istemiyorum. anne sütünün dünyanın en doğal, en faydalı besini olduğu söyleniyor. ne var ki biz o kadar “doğal” bir dünyada yaşamıyoruz. doğum kontrol yöntemleri, kürtaj ya da sezaryen doğumun tercih edilmesi olağan karşılanırken, emzirmenin neden bu kadar önemsendiğini de çok iyi anlayamıyorum. ayrıca annenin maruz kaldığı toksinler düşünülürse, anne sütünün doğallığı ve faydası da şüpheli bence. ya da örneğin, sigaraya fiziksel bağımlılığı bulunan bir annenin, çocuğunu emzirmek uğruna çektiği yoksunluğun stresi, çocuğa fayda olarak geri dönmeyecektir eminim.  (elbette çocuğunun yanında sigara içmesin, tamam, ona lafım yok. gerçi bizim yanımızda içtiler, bir şey de olmadı.) emzirmenin ekonomik ve pratik bir yöntem olduğu da söyleniyor. ister aile bütçesi, isterse dünyanın sınırlı kaynakları söz konusu olsun, dünyaya bir çocuk getirmeye karar verdiğiniz anda ekonomi gemisi çoktan demir almış oluyor zaten. süt yapsın diye anneye fazladan yedirilenlerden bahsetmiyorum bile.  pratikliğine gelince, uzun deniz yolculuklarında ya da safarilerde gerçekten öyle olabilir, ancak diğer şartlarda annenin iki saatte bir muhabbeti yarıda kesip arka odaya gitmesinde ben pratik bir yan göremiyorum.

günün birinde doğurmaya karar verirsem bunu kesinlikle babasız yapmamaya niyetli biri olarak, bebeğin ilk yılında işin önemli kısmının anneye yüklenmesini adil bulmuyorum. (sonradan aklıma geldi, yanlış anlaşılmasın, bir “baba figürü” gerektiğinden değil, tek başıma üstlenmeyeceğimden. maalesef heteroseksist bir açıdan yazmış gibi oldum, ancak eşcinsel ebeveynler arasındaki iş bölümü hakkında bilgi sahibi değilim. rollerin benzer biçimde dağıtılıyor olma ihtimali var.) bu hem anneyle bebek arasındaki “muhteşem bağı” hissedemeyecek olan babaya, hem de memeyle işini bitiren çocuk babasına düşkünleşmeye başladığında kendini dışlanmış hissedecek olan anneye haksızlık. neyse ki çocuğum yok, “her şeyden önce” sağmal bir anne olmam beklenmiyor, bu yüzden de bilmeden etmeden, rahatlıkla bunları söyleyebiliyorum. aksi halde birileri çoktan sosyal hizmetler’e ihbarda bulunmuş olurdu muhtemelen.  çocuğumu emzirmemeyi tercih ettiğim için zalimlikle suçlanacağım bir dünyaya da çocuk getirmek istemiyorum.

“her şeyin tamamdı da, bir memen eksik kalmıştı sanki,” dediğinizi duyar gibiyim. haklısınız. zaten bu yazıyla aksini düşünen kimseyi ikna edebileceğimi düşünmüyorum. hem büyük de konuşmamak lazım. aslında evlat edinmek fena bir çözüm olmayabilir, ancak mağduriyet psikolojisiyle başa çıkacak iradeyi ve sabrı gösterebileceğimden de emin değilim. neyse, o başka mesele.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with kürtaj at lafı uzatmadan..