abiye tedirginliği.

15 Nisan 2012 § 2 Yorum

dün hayatımın en tuhaf gecelerinden birini yaşadım. kuzenimin aile tanıştırma/kız isteme/nişan merasimi kombinesine davetliydim. sanmayın ki bu konuda tecrübesizim. aksine kız isteme, söz, nişan, kına, nikah, düğün ve boşanma gibi etkinliklere bolca tanıklık ettim. bizzat nikah şahitliği yapmışlığım bile var.

gezgin psikolog annemin işi gereği şehir dışında bulunması nedeniyle, ablam ve ben, küçük dayımla birlikte çıktık yola. lodoslu ve yağmurlu bir istanbul akşamında verilen adrese ulaştığımızda geç kaldığımızdan o kadar emindik ki, zili çalmadan önce birilerine telefon açmak hiçbirimizin aklına gelmemişti. “normal kıyafetin altına topuklu ayakkabı giyersin, sallantılı küpe takarsın, gözüne de kalem çektin mi tamamdır,” şeklindeki şıklık formülümü uygulamış, ablamı da aynısına ikna etmiştim, fena da görünmüyorduk aslında. fakat durumu bizim kadar kanıksamamış, hayatında ilk defa evlenecek olan ve haliyle heyecanlanan gelin adayı, mor tuvaleti ve kabarık topuzuyla açtı kapıyı. böyle bir ortama ilk olarak ben, ablam ve küçük dayım üçlüsünün girmesi, gecenin aktörlerinin hiçbiri tarafından tercih edilmezdi normal şartlarda. neyse ki çaktırmadan verilen talimatların da yardımıyla ölümcül bir pot kırılmasına fırsat kalmadan erkek tarafının geri kalanı da teşrif etti mekana. ardından küçük dayım, ortanca dayım ve daha ortanca dayım ve yengelerimin yanına oturdu, biz de ablamla kanepenin arkasına “gençler” için dizilmiş sandalyelere yerleştik. muppet show yaşlıları misali kah nişan çiçeğindeki devasa lilyumlara bakıp şaşırarak, kah patlatıldığı halde ikram edilmeyen şampanya şişesine bakıp serzenişte bulunarak kendimizi eğledik. bu sırada şöyle bir konuşmaya da kulak misafiri olduk: “-babaları yazardı. kızlardan biri de senaryo yazıyor. -öyle mi? pembe saçlarından anlaşılıyor zaten. -yok yok o değil, daha aklıselim sahibi görüneni.” pembe saç-senaristlik bağlantısı nasıl bir mantık silsilesiyle kurulmuş bilemiyorum, ama genel olarak aile içinde ortam şirinesi olmakla ilgili bir sorun yaşadığımı söyleyemem. beklentileri azaltıyor, işleri kolaylaştırıyor.

alışmamış bünyeler için abiye hakikaten gerilimli bir iş. makyaj malzemelerine, topuklu ayakkabılara ilgi duymak yeterli olmuyor. o elbiseyi giyip, allanıp pullanınca insan aynada gördüğü kişiye yabancılaşıyor. düğün masalarının, kişinin altından durmadan kayan saten kaplı sandalyeleri de mesela, pek yardımcı olmuyor. tüm gün saçtı tırnaktı uğraşmaktan yemeğe fırsat bulamayanların önüne art arda gelen tabaklar da keza. bir de bugün, baştan sona yüz milyon kere izlediğim friends’in, kızların kendilerini iyi hissetmek için gelinlik kiraladıkları bölümü çıktı karşıma. “sıradan giysilerime baktığımda, ‘bugün hayatımın en özel günü olmayacak,’ diyorum kendime,” diyordu pheobe. nişan, düğün, gelinlik gibi mevzular olmasa, evlenmeye hevesli kadın sayısı epey azalırdı muhtemelen. benimse fiziksel özelliklerim nedeniyle (kısa bacak, geniş omuz, kalın boyun, vesaire) gelinlik denen giysi içinde güzel görünme ihtimalim epey düşük. o yüzden rahatım. giyinirken vücut tipini göz önünde bulundurmak gerek sonuçta.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with düğün at lafı uzatmadan..