“saygı”

01 Mayıs 2012 § 1 Yorum

kimileri dünyaya huzurun bu sayede geleceğini düşünüyor. bana göreyse saygı dediğimiz kavram dünyaya samimiyetsizlikten başka bir şey getirmiyor. sözlüğe bakılırsa; üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan şey buymuş. yani aslında birilerine ya da bir şeylere saygı gösterirken ya korkuyoruz, ya başımız ağrımasın istiyoruz, ya da köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyoruz. başka bir olasılıkla da, “saygı duyduğumuzu” söylerken aslında karşımızdakine tahammül bile edemiyoruz, istediklerini gözümüzün önünde değil de evlerinde, dört duvar ardında yaptıkları takdirde var olmayı sürdürmelerine razı geliyoruz.

bence saygıyı toptan çöpe atabiliriz. bunu yerine davranışlarımızı sevginin, empatinin ya da adalet duygusunun belirlemesine izin verebiliriz. bunu yapabildiğimiz takdirde bacak bacak üstüne atmanın veya ceket iliklemenin bir önemi kalmaz zaten. saydıklarımdan hiçbiri fayda etmiyorsa; hiçbir şeye karşı kayıtsız şartsız dikkatli, özenli ve ölçülü davranmak zorunda da olmamalıyız. böylece dünyanın daha iyi bir yer olmasına katkıda bulunuruz belki de.

“adap”

22 Nisan 2012 § Yorum bırakın

sevmediğim, cümle içinde kullanmaktan kaçındığım bazı kelimeler var. sevmediğim derken, bamyadan, kerevizden filan bahsetmiyorum. (bamyayı çok severim bu arada. kereviz konusunda çekimserim.) yabancı kökenli kelimelerden kaçınalım, dilimiz temiz kalsın gibi muhafazakar kaygılar da taşımıyorum. aksine, sonradan giren kelimelerin dili zenginleştirdiğini düşünenlerdenim. ama bazı kelimelerin verdikleri mesajdan hazzetmiyorum, onlarsız bir dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanıyorum. bunları bir araya getireyim istedim. ilk kelimenin a ile başlamasına bakmayın, aklıma geldiği sırayla.

adap, türk dil kurumu sözlüğünde, “töre, yol yordam,” olarak tanımlanıyor. usül denebilir, racon denebilir. eylemlerimizi ne şekilde gerçekleştireceğimizi dikte eden kurallar bütünü de diyebiliriz. çay servisi hiyerarşisi, yemek masasına asla dayanmaması gereken dirsekler filan, bunlar akla gelen ilk örnekler. benim bu meseleyi kafaya takmaya başlayışım ise, milletin paylaşmalara doyamadığı yüz maddelik bir “rakı nasıl içilir” yazısına denk gelmemle oldu. rakı içerken ne renk ruj süreceğimizi, hangi iphone uygulamalarını kullanacağımızı, kaç kat giysi giymemiz gerektiğini bize öğreten bu yazı, üstelik bunları “kasmadan” yapmamızı salık veriyordu. keyif mi yapıyoruz, dert sahibi mi oluyoruz belli değil! şahsen yirmi kişilik bir masada, bir yandan karnımı doyurup, masanın öbür ucundaki arkadaşıma seslenebilmek isterim rakı içerken. zira bu adap meselesine fazla yüz verirsek, donumuzun içine kadar girer, bizi klitoral orgazmın yalan, vajinal orgazmın gerçek olduğuna ikna etmeye çalışır. her şey bittikten sonra da sigaramızı sokakta içmemize izin vermez. diyeceğim şu ki, herkes kendi doğrusunu bilir. bırakalım da isteyen balığına limon sıksın, viskisini kolaya karıştırsın, kim neresinden istiyorsa oradan orgazm olsun. karışmayıversinler. hepimizi edepsizliğe davet ediyorum buradan.

Where Am I?

You are currently browsing the sevmediğim kelimeler sözlüğü category at lafı uzatmadan..