22 Eylül 2014 § Yorum bırakın

ben onu çok severdim, okuldayken beraber bolca vakit geçirirdik ve bence iyi anlaşırdık. sonra bir şeyler oldu ve benimle arasına mesafe koydu -bence haksızdı-, ben de bir süre sonra onunla iletişim kurmaya çabalamaktan vazgeçtim. bir hafta kadar önce intihar etmiş. birkaç ay önceki son karşılaşmamızda diyalog çabalarımı yine savuşturunca ilişmemek yerine kavga çıkarsam, ne bileyim bir tokat filan atsam daha mı iyi olurdu diye düşünüp duruyorum. olmazdı herhalde. kaldı ki bunu düşünmemin artık hiçbir faydası yok.
hepimiz farklı noktalardan kırılıyoruz. kalbimizi kırdığını düşündüğümüz kişinin kalbini düşündüğümüzden daha fazla kırabiliyoruz. yani bunu sağlamanın bir yolu var mı bilmiyorum ama, keşke birbirimizi daha az yanlış anlayabilsek. zira bir zamanlar çok sevdiğim birinin ölüm haberini aldığımda verdiğim tepkinin “hadi ya” ile sınırlı olması ve yeterince üzülememiş gibi hissetmek pek hoşuma gitmedi. ve bunun tek sorumlusu ssri’lar değil.

03 Şubat 2014 § 1 Yorum

uykuya dalmadan hemen önce, ya da uyanıp da yataktan çıkmadan az evvel, kendinizi devcileyin bir yabancılaşma topağına dönüşmüş bulduğunuz olmuştur sizin de. o an yaşadığınız aydınlanma, sizi de pırıl pırıl etmiştir. demem şu ki, hevesin geçmesi bazen o kadar da kötü bir şey değildir belki.

buraya yeni yıl kararlarımı yazacaktım. geldik şubat ayına. kararlarım arasında tutunamayanlar’ı bitirmek, insanlara alkolik eski sevgilileriymişim gibi davranmamak, mala bağlamadan ortamı terk etmek, daha fazla davete icabet etmek vardı. tutunamayanlar’ın yarısını biraz geçtim, duruyor öyle. ama daha aylardan şubat. diğerleri konusunda da elimden geleni yapıyorum. beceremediğimde kendimi dövmüyorum ama.

geçen hafta kaybettiğimiz ünlüler: pete seeger, philip seymour hoffman, woody allen. woody allen konusunda konuşmaya yeterince hazır hissetmiyorum kendimi. henüz inkar ve öfke aşamaları arasında bir yerlerdeyim. kabullenme’ye geldiğimde söyleyecek birkaç sözüm olacaktır elbette.

hobilerimiz bizi ne yapar?

14 Nisan 2012 § 1 Yorum

görüş alanımın içinde bir yumak ve tığ, bir silikon tabancası, bir pul albümü, bir eskiz defteri, bir pinpon raketi ve bir ukulele var. biraz abartmış olabilirim, ama birkaç dakika verirseniz, evde azıcık dolaşıp size bunların hepsini ve daha fazlasını toplayabilirim. tozlu değiller, hepsini zaman zaman elime alıp sevgiyle okşuyorum, bir şeyler yapıyorum tabii ama, hepsinden azar azar. hiçbirinde ustalaşmaya zamanım yok. evde, keyfekeder bir tempoda çalışırken ben bile zaman bulamıyorsam, kim nasıl bulsun?

sitüasyonist enternasyonel düşüncesine göre (bilmeyen ve merak edenler şuraya bakabilir, oradan gerekli yerlere gidebilirler), serbest vakit kavramı bir illüzyondan ibarettir ve aslında serbest filan değildir, ekonomik ve sosyal güçler bireyin elinden aldıkları bu vakitleri ona geri satmaktadır. biz de bize bahşedilen bu vakitleri bir müzik aletini çalmayı öğrenerek, örgü örerek, koleksiyon yaparak değerlendirmeye, tekdüze hayatlarımıza bir parçacık anlam katmaya çabalarız. bu uğurda bir miktar da para harcarız tabii. son dönemde yükselişe geçen kendin-yap akımı var bir de. tüketim üzerine kurulu bir dünyada, emek vererek, kendine ait bir şeyler üretme fikri iyi geliyor insana. fakat insan güzel bir ürün verdiğini görünce de, bunu başkalarıyla paylaşmak istiyor. hatta ürettiklerini satarak geçimini sağlayabilmenin hayalini kurmaya başlıyor. etsy gibi siteler bunun için var. para kazanmayı başaranlar da var sanırım. fakat ben ne zaman azıcık baksam, eminim başkalarına da oluyordur aynısı, “bundan ben de yaparım ki,” diyor, yeni bir hedef belirliyor, gerekli malzemeleri tedarik etmeye girişiyorum. ve böylece yeniden başa dönüyoruz.

ideal bir dünyada, ki biz ona ütopya diyoruz, çalışma saatleri içinde yaşadığımız sistemdekinden çok daha az, keyif verici eylemlerimizi uygulayabileceğimiz serbest vakitler çok daha fazladır. daha ideal bir dünyada, insanlar zaten iyi becerdikleri ve yapmaktan keyif aldıkları işlerle meşgul olurlar (“herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar”). elbette en ideali çalışmaya hiç gerek olmaması, insanın canı isterse hobi olarak para kazanabilmesidir. ama ne mümkün.

her neyse. ben bazı “projelerimde” kullanmak üzere minicik bir hızar ve çok ince matkap nereden bulunur, onun arayışındayım şimdi.

Where Am I?

You are currently browsing the beni kategorize etme category at lafı uzatmadan..