vampirler, aristokrasi, seks filan.

17 Temmuz 2012 § Yorum bırakın

bu yazıyı bant’ın vampir temalı şubat 2005 sayısı için yazmıştım. aslında temelde bülent somay’dan öğrendiklerimden yola çıkmış idim, benim yazımdan hemen önce de kendisiyle yapılmış bir röportaj yer alıyordu, şanslıyım ki röportajla yazının değindikleri konular birbirine çok da yakın değildi. bülent hocamın anlattıklarının ışığında bir de zombi yazısı yazmak hevesindeyim bu aralar, zira etrafın ısırdıklarına zombilik bulaştıran zombilerle dolu olması bir parça canımı sıkıyor açıkçası.

Gözünüzde canlandırmanızı isteyeceğim sahnenin ne olduğunu tahmin etmekte zorlanacağınızı sanmam, ama lafı uzatmadan söyleyeyim ben yine de. Kadın ya da erkek fark etmez, avcının olanca çekiciliğiyle ağzını boynuna dayadığı kurbanının zevkten
mi acıdan mı çıkardığı belli olmayan iniltileri eşliğinde izlediğimiz bu sahne, bize ister istemez kan emen bir vampirden daha fazlasını çağrıştıracaktır. Bütün fikirlerimizi bir şekilde bir yerlerden edindiğimiz ve farkında olsak da olmasak da etkilenmeden özgün bir şey üretemediğimiz çağımızda bu sahneyi bu şekilde algılamamıza neden olan sinema endüstrisinin bu fikri kendi kendine icat ettiğini düşünmek sizce de anlamsız olmaz mı? Sinema sadece güncellenmiş bilgilerle benzer bir mesaj vermekte günümüz gençliğine: bulaşmayın, aksi takdirde tehlikeli, ölümcül, geri dönüşü olmayan belalar açarsınız başınıza. Eğer bir vampirin ağına düşerseniz, siz de bir vampir olursunuz. İstemediğiniz halde hamile kalabilir, daha fenası aids filan olabilir, en korkuncu ise kalbinizi ölümünüze sebep olacak acımasız bir kişiye –ki ‘vamp kadın’ tamlaması biraz daha anlam kazanıyor bu
noktada- kaptırabilirsiniz; dolayısıyla en kolay korunma yöntemini uygulayın siz iyisi mi: bekaretinizi koruyun, böylelikle masumiyetinizi de korumuş olursunuz. Fakat bu yıllardan beri süregelen bir temsildir zaten, ahlaka uygun olmadığı düşünülen konulardan uzak tutmak için efsaneler yardımıyla korku faktörünün kullanıldığını Babil ve Asur’dan tutun da Viktorya
dönemi İngiltere’sine kadar görebiliriz, eğer böyle bir derdimiz olursa. Zira her daim gece vakti genç hanım ve beylere musallat olan, bu gece yaşantısı dolayısıyla gündüzleri pek bir şey yapmamayı tercih eden ‘kan emiciler’ mevcut olmuştur, olacaktır. Kimilerinin ‘bekaret kanı’na aç olmasının, çok da hayret uyandıracak bir şey olmaması gibi, bunu engellemeye çalışanların olması da son derece normaldir.

Buraya kadar her şey gayet anlaşılır, ancak işi ilginç kılan durum üzerine yapıştırılan bu yaftaya rağmen aslında vampirlik müessesesinin seksle pek arasının olmaması. Belki ara sıra kurbanını ağına düşürmek için olta niyetine kullansa da bunun dışında bir vampirin sekse karşı yaklaşımı ‘hiç işim olmaz,’ türünden olacaktır. Buradan vampirlerin iyi sevişemedikleri anlamı çıkarılmamalı, bunun sebep olduğu bir aşağılık duygusundan dolayı değil eşlerine tattırdıkları zevki kendileri tadamayacaklarından dolayı tercih etmezler bildiğimiz anlamda bir cinsel ilişkiyi. Bunun sebebi de vücutlarında kan, hormon, sperm ya da su gibi seksten zevk almalarına yarayacak sıvılardan ve dokulardan eser olmaması, onun yerine damarlarında
her damlası hakiki vampir kanı dolaşmasıdır. Ne kadar yazık, öyle değil mi? Değil işte. Siz yufka yürekli insanlar olarak onların tadamadıkları dünyevi zevkler için üzülüyor olabilirsiniz belki ama benim tavsiyem canınızı fazla sıkmamanızdır çünkü buna karşılık onlar da hiçbir ölümlünün tecrübe edemeyeceği zevkleri tadarlar kan emme işlemi sırasında. Hele ki bunu kurbanlarını vampire çevirmek amacıyla yapıyorlarsa değmeyin keyiflerine. Üstelik soylarını devam ettirebilmek için yapmaları gereken de budur, üremek için seks yapmak gibi bir kaygıları yoktur. Gerçi üreme mevzuunu da pek kafalarına takarmış gibi bir halleri
olmadığını da görürüz aslında, en tarif edilemez zevki bir başka vampirin kanını emerken tattıklarını hesaba katarsak eğer.

Bu ilginç bir noktadır, zira damarlarında taze kan bile dolaşmayan birinin kanını emmenin aşırı keyif verici olması öyle ilk bakışta anlam verilebilecek bir şey değildir. Birbirlerinin kanını emerek başka kimseyi aralarına almamış olmanın getirdiği mutluluk olabilir bunun açıklaması. Küçük topluluklarına yeni kimseyi almayarak sahip oldukları ayrıcalıkları mümkün olduğunca az kişiyle paylaşırlar böylece. Bu biraz da soyluların ‘yabancıya gitmesin,’ kaygısıyla birbirleriyle evlenmelerine ve bundan çok büyük bir mutluluk duymalarına benzetilebilir.

Aslında vampirlerin soylulara olan benzerliği sadece bu değildir. İlk başta babadan oğla devir teslim yöntemiyle bir nevi ölümsüzlük elde etmiş oluyor soylular. Sonra düşünün bir kere, şatolarından dışarı pek insan içine çıkmayan gizemli kişilikler bunlar, kendilerine pek benzemeyen ‘halk’a da çok sevgiyle yaklaştıkları da söylenemez. Güneş ışığıyla da araları pek var sayılmaz, ne de olsa çok zenginler ve öyle tarlada çalışmak gibi terletici işler yapmak zorunda değiller. Güneş yanığı pek tercih edilir bir şey
olmadığından gururla sergilerler soluk benizlerini. Hele ki güneş’i bir aydınlanma metaforu olarak kabul edersek, sanıyorum anlayabiliriz neden bu kadar ölümcül bir şey olduğunu zavallı ortaçağ aristokratları için. Öyle çok ölümcül olmasa da yine de rahatsızlık verici olabilen başka şeyler de yok değil aristokrat vampirlerimizin hayatında. Mesela haç. Normal şartlar altında birbirine dik açıyla çakılmış iki adet tahta parçasından çok da ürkmemesi gerekir insanın yanılmıyorsam. Ama tabi şartların normal olduğunu düşünmek en büyük yanılgımız olur burada. Aristokrasinin kiliseden aldığı desteğe rağmen ufaktan ufaktan
ters düşmeye başlamasıyla böyle bir çekinmenin yaşanması son derece anlaşılır geliyor kulağa. ‘Her şey iyi güzel de, peki sarımsakla ne alıp veremedikleri varmış?’ diye soracak olursanız, size hatıralarınızı yoklamanızı tavsiye ederim. Eminim evde mantı yiyip ardından insan içine çıkmanız gerektiği olmuştur. Çok yakınlarınız sizi sevdiklerinden belki ses çıkarmayıp katlanmışlardır; ama kendi soyundan gelmeyenlere bile doğru dürüst tahammülü olmayanların,  nefesi sarımsak kokan kişilere anlayışla yaklaşmalarını beklemek, gereğinden fazla iyi niyetlilik değildir de nedir?

Hem seksin, hem aristokrasinin vampirliğe atfedilmesinden, günümüz sosyetesi, magazin programları, ve hakkını alamayan işçiler üzerinden bir ortak noktaya varılıp da bir şeyler söylenebilir elbet. Ama ben bu noktada susmayı tercih edeceğim korkarım.

 

Tagged: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading vampirler, aristokrasi, seks filan. at lafı uzatmadan..

meta

%d blogcu bunu beğendi: