peki ben neden doğurmuyorum?

28 Nisan 2012 § 2 Yorum

kendi bebekliğimden beri ilk defa, etrafımda bu kadar çok bebek var. öyle ki, abd’de büyük buhran sonrası yaşanana benzer bir bebek patlamasının söz konusu olduğunu düşünüyordum -memlekette büyük bir refah artışı var ne de olsa. ancak bu işin uzmanlarından biriyle konuştuğumda, böyle bir durumun olmadığını, sadece yaşı bana yakın insanların üreme çağına girdiklerini öğrendim. bu sırada, the new yorker’da, çocuk sahibi olmanın dünyaya iyilikten ziyade kötülük getirdiğini gerekçeleriyle anlatan bir makale okudum. benim için oldukça zihin açıcı kısımlar içeren bir yazı olsa da, hiç kimseye çocuk yapmamasını söyleyemem. illa erdemli gerekçeler aramak gerekmiyor; insanlar bir türlü iş bulamadıkları için, bebekleri çok sevimli buldukları için, birlikte oldukları kişilerin bir replikasını ellerinde bulundurmak istedikleri için, ya da süsleyip oynayacak yeni bir oyuncak aradıkları için üremeyi tercih edebilirler. bir itirazım olmaz. zaten hakikaten dünyaya gelen büyüyor. ayrıca bebekler hakikaten çok tatlı oluyor. ancak benim kaygılarım, bir insan olarak doğamla yeterince barışık olmayışımdan kaynaklanıyor.

öncelikle, insanın kendi bedeninde başka bir canlıyı büyütmesi fikri bana baştan ürkütücü geliyor. düşünürseniz, kadının bedenini, kalsiyumunu filan sömüren, parazit bir yaşam formundan bahsediyoruz. ancak benim derdim bununla da değil, emzirmeyle. çocuk sahibi kadınlar, emzirmenin dünyanın en güzel duygusu, eşsiz bir mutluluk kaynağı olduğunu söylerler. işte bu eşsiz mutluluk hissinin, bütün yunan trajedilerinin kaynağı olduğunu düşünüyorum. aşık olduğumda bile kendimi tanıyamaz, duygularımı ve davranışlarımı kontrol edemez hale gelirken, kelimenin tam anlamıyla kanımdan canımdan vererek beslediğim bir canlıya olan bağlılığımın, beni nasıl bir canavara çevireceğini tahmin etmek bile istemiyorum. anne sütünün dünyanın en doğal, en faydalı besini olduğu söyleniyor. ne var ki biz o kadar “doğal” bir dünyada yaşamıyoruz. doğum kontrol yöntemleri, kürtaj ya da sezaryen doğumun tercih edilmesi olağan karşılanırken, emzirmenin neden bu kadar önemsendiğini de çok iyi anlayamıyorum. ayrıca annenin maruz kaldığı toksinler düşünülürse, anne sütünün doğallığı ve faydası da şüpheli bence. ya da örneğin, sigaraya fiziksel bağımlılığı bulunan bir annenin, çocuğunu emzirmek uğruna çektiği yoksunluğun stresi, çocuğa fayda olarak geri dönmeyecektir eminim.  (elbette çocuğunun yanında sigara içmesin, tamam, ona lafım yok. gerçi bizim yanımızda içtiler, bir şey de olmadı.) emzirmenin ekonomik ve pratik bir yöntem olduğu da söyleniyor. ister aile bütçesi, isterse dünyanın sınırlı kaynakları söz konusu olsun, dünyaya bir çocuk getirmeye karar verdiğiniz anda ekonomi gemisi çoktan demir almış oluyor zaten. süt yapsın diye anneye fazladan yedirilenlerden bahsetmiyorum bile.  pratikliğine gelince, uzun deniz yolculuklarında ya da safarilerde gerçekten öyle olabilir, ancak diğer şartlarda annenin iki saatte bir muhabbeti yarıda kesip arka odaya gitmesinde ben pratik bir yan göremiyorum.

günün birinde doğurmaya karar verirsem bunu kesinlikle babasız yapmamaya niyetli biri olarak, bebeğin ilk yılında işin önemli kısmının anneye yüklenmesini adil bulmuyorum. (sonradan aklıma geldi, yanlış anlaşılmasın, bir “baba figürü” gerektiğinden değil, tek başıma üstlenmeyeceğimden. maalesef heteroseksist bir açıdan yazmış gibi oldum, ancak eşcinsel ebeveynler arasındaki iş bölümü hakkında bilgi sahibi değilim. rollerin benzer biçimde dağıtılıyor olma ihtimali var.) bu hem anneyle bebek arasındaki “muhteşem bağı” hissedemeyecek olan babaya, hem de memeyle işini bitiren çocuk babasına düşkünleşmeye başladığında kendini dışlanmış hissedecek olan anneye haksızlık. neyse ki çocuğum yok, “her şeyden önce” sağmal bir anne olmam beklenmiyor, bu yüzden de bilmeden etmeden, rahatlıkla bunları söyleyebiliyorum. aksi halde birileri çoktan sosyal hizmetler’e ihbarda bulunmuş olurdu muhtemelen.  çocuğumu emzirmemeyi tercih ettiğim için zalimlikle suçlanacağım bir dünyaya da çocuk getirmek istemiyorum.

“her şeyin tamamdı da, bir memen eksik kalmıştı sanki,” dediğinizi duyar gibiyim. haklısınız. zaten bu yazıyla aksini düşünen kimseyi ikna edebileceğimi düşünmüyorum. hem büyük de konuşmamak lazım. aslında evlat edinmek fena bir çözüm olmayabilir, ancak mağduriyet psikolojisiyle başa çıkacak iradeyi ve sabrı gösterebileceğimden de emin değilim. neyse, o başka mesele.

Tagged: , , , , , , , , , , , , ,

§ 2 Responses to peki ben neden doğurmuyorum?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading peki ben neden doğurmuyorum? at lafı uzatmadan..

meta

%d blogcu bunu beğendi: