banu birecikligil – gece karşılaşması

10 Nisan 2012 § Yorum bırakın

(bu yazı artist actual dergisinin şubat 2010 sayısında yayınlandı. ara sıra, internette bulunma ihtimali az olan eski yazılarımı, bir arşiv oluşturmak niyetiyle burada paylaşmayı düşünüyorum.)

"Yer ve Gök arası / Between Heaven and Earth", t.ü.y./oil on canvas, 155 x 200 cm, 2009

Banu Birecikligil’in “Gece Karşılaşması” başlıklı sergisi 19 Kasım – 19 Aralık 2009 tarihleri
arasında x-ist’te gerçekleşti.

Gece Karşılaşması, Banu Birecikligil’in beşinci kişisel sergisiydi. Daha önceki sergilerinde
çocukluk imgeleri, aile fotoğrafları ve gazete haberleri gibi kaynaklardan beslenen görsel
unsurları ironik bir düzlemde bir araya getiriyorken, bu sefer dış dünyadan tamamen
uzaklaşarak yer ve gök arasında gece yolculuğuna çıkmış Birecikligil.

Bu sergide de çocukluk imgelerinden, daha düzgün ifade edilecek olursa çocukların aşina
olduğu imgelerden pek uzaklaşılmamış. Çünkü bu sözü geçen imgeler, çocukların kendi
hayatlarından değil; masallardan, çizgi filmlerden, çocuk kitaplarından tanıdıkları imgeler.
Bu noktada Banu Birecikligil’in aynı zamanda çocuk kitabı illüstrasyonları da yaptığını
öğrenmek çok da şaşırtıcı gelmeyecektir.

Ne var ki bu çocuksuluk, yalnızca ilk bakışta elde edilen izlenimde göze çarpar. Resimler
detaylı olarak incelendiğinde, onların aslında sevimli çocuk hikayeleri anlatmadığı
anlaşılmaktadır. Canavarlar, ejderhalar, uzuvları eksik insan bedenli hayvanlar, hayvan
kılığına girmiş insanlar, doğa afetleri gibi konular içeren bu resimler yadırgatıcı, tedirginlik
verici ve tekinsiz bir hava taşımaktadır.

Birecikligil, eski bir röportajında, üç yaşındayken ailesiyle Almanya’ya yerleştiğini, on iki
yaşında ise Türkiye’ye geri döndüğünü anlatıyor. (Müjde Yazıcı, “Resimlerdeki Çocuk
Benim”, Radikal, 19.04.2006.) Bu durum kendisinde çocukluk dönemi boyunca iki kültür
arasında kalmışlık hissi yaratmış. Oraya gittiğinde bir yabancılaşma yaşamış, nereye ait
olduğunu tanımlamaya çalışmış. Olduğu yerden koparılıp başka bir yere konmanın kendisinde
çocukluğa dair buruk anılar oluşturduğunu söylüyor. Aidiyet ve yabancılık hissinin kendisini
hala takip ettiğini de ekliyor.

Bunu bilmek önemli, çünkü Birecikligil’in resimlerindeki tekinsiz ruh halini daha anlaşılır
kılıyor. Bu durumu daha net biçimde açıklayabilmek için, tekinsiz sözcüğünün etimolojik
açılımına bir bakmak gerek. Türkçedeki tekinsiz, tigin-siz’den türetilmiş ve kağansız, lidersiz
anlamına geliyor. Sözcüğün bir psikanaliz terimi olarak karşımıza çıkan Almanca karşılığı
ise “unheimlich.” Sözcüğün kökündeki “heim”; Almancada ev, yuva gibi anlamlara sahip.
Bu durumda unheimlich sözcüğü de eve dair olmayan, evin dışından gelen bir şeylere işaret
ediyor. Tekinsiz derken, huzursuz edici bir yabancılıktan söz ediliyor yani.

Birecikligil’in çocukluğu sırasında yaşadığı bu evinin neresi olduğunu bilememe hali ve
yabancılık hissi de, resimlerindeki ruh halini etkiliyor kaçınılmaz bir biçimde. Kendi doğal
ortamından koparılmış olması, doğal olana yönelik bir arayışa itiyor sanatçıyı. Dolayısıyla
doğallıklarından ötürü hayvanlara duyduğu hayranlık ve doğasından kopan insanlığa ait
kaygılar, resimlerinin ana konusunu oluşturuyor. İnsani özellikler atfedilmiş hayvanlar,
hayvanlarla olağanın dışında bir ilişki içinde olan insanlar görüyoruz. Halbuki biz nesneler,
bu nesnelerin nitelikleri ve olaylar arasında duygusal ya da düşünsel düzeyde belirli
kalıpların bulunmasını beklediğimiz düzenli bir dünyada yaşamaktayız. Bu beklentilerimiz
karşılanmadığı zaman ise durumu yadırgar, korkmaya başlarız. Ancak bu umulmadık,
mantıksız ve uygunsuz görüntüler, aynı zamanda da bizi sınırları belirlenmiş düzenli

dünyamızdaki mantıksızlıkları da düşünmeye iter. Elbise giymiş ve yavrusunun elinden
tutmuş hayvanlarla, hayvan kostümleri içinde ormanda dolaşan insanlar; bizi doğal olanla
doğal olmayanın ne olduğunu sorgulamaya yöneltir.

Sergide bizi ilk karşılayan, açık havada bir kanepe üzerinde uzanmış, uyumaya çalışan genç
bir kadın görüntüsüdür. Bunu bir otoportre olarak yorumlayabiliriz. Diğer tüm resimlerde
de kahraman hep bir kız çocuğudur. Buradan yola çıkarak bu kız çocuğunun da sanatçının
kendisini temsil ettiği, amacı “yıldızlara ulaşmak” olan bu gece yolculuklarının da birer
rüya anlatısı olduğu anlamını çıkarabiliriz. Sanatçı bilinçdışında yer etmiş, ancak rüyasında
karşısına çıkan iç dünyasının ilkel imgelerinin peşinden gittiğini kendisi söylüyor. Kendi
fantastik iç dünyasında karşılaştığı yabancı varlıkların kimiyle işbirliği içinde olsa da, bir
yandan da temkini elden bırakmıyor. Bu yabancı varlıkların tehlikeli görünen diğerlerini
de terbiye edip kendi güçlerini açığa çıkarıyor ve onlarla da bir denge sağlamayı başarıyor.
Varlıklarla teması ve etkileşimi, onlarla özdeki ortaklığını ve farklılığını anlamak üzere
sorduğu soruları beraberinde getirirken, verdiği cevaplar kendini başka bir düzeyde keşfetme
sürecine dönüşüyor.

Rüya analizi yaparken kullanılan yöntemlerden biri şudur: kişi gördüğü rüyayı, aklına
gelen ilk sözcüklerle yazar. Daha sonra yazdığı yazıda herhangi bir değişiklik ya da
düzeltme yapmadan metin incelenmeye başlanır. Düzeltme yapılmasına izin verilmez,
çünkü sözcüklerin ilk kullanıldıkları biçimi önemlidir burada. Bu etkiyi kaybetmemek için,
başucunda defter bulundurup, uyanır uyanmaz rüyanın notunu alanlar da vardır. Bu anlamda
sergiyi bir rüyalar toplamı olarak düşünecek olursak, eskizlerin de sergiye dahil edilmiş
olması oldukça anlamlıdır. Resimlere konu edilen şeylerin, zihinden ilk çıktıkları haliyle
karşımıza çıkmaları sağlanmıştır böylece. Onları süslenmemiş, inceltilmemiş, üzerinde fazla
düşünülmemiş en temel halleriyle görebiliriz bu sayede.

Banu Birecikligil’in resimleri kesin ve tek bir biçimde yorumlanabilecek başı ve sonu belli
hikaye ya da mesajlar taşımazlar. Dolayısıyla da oldukça öznel biçimde yorumlanır ve
spekülasyona açık olurlar. Herkes kendi gördüğü nesneleri tek tek, istediği gibi yorumlar.
Rüya tabirlerinde ya da kahve falında olduğu gibi, her nesne farklı bir şeye yorulmaya açıktır.
Bunun nasıl yapılacağı ise çeşitli etkenlere bağlıdır. Kişinin o anki ruh hali de etkilidir,
vermeye çalıştığı mesaj da, karşısındakini ne yönde etkilemeye çalışıyor olduğu da. En
önemlisi de karşısındakini ne kadar tanıyor olduğudur. Tıpkı bu sergideki resimlerin, serginin
ismini bilmeden, basın bültenini okumadan, sanatçının önceki çalışmalarını incelemeden ve
hakkında daha önce yazılmış olan şeylere göz gezdirmeden yorumlanması halinde, bambaşka
sonuçların ortaya çıkacak olduğu gibi.

Tagged: , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

What’s this?

You are currently reading banu birecikligil – gece karşılaşması at lafı uzatmadan..

meta

%d blogcu bunu beğendi: