22 Eylül 2014 § Yorum bırakın

ben onu çok severdim, okuldayken beraber bolca vakit geçirirdik ve bence iyi anlaşırdık. sonra bir şeyler oldu ve benimle arasına mesafe koydu -bence haksızdı-, ben de bir süre sonra onunla iletişim kurmaya çabalamaktan vazgeçtim. bir hafta kadar önce intihar etmiş. birkaç ay önceki son karşılaşmamızda diyalog çabalarımı yine savuşturunca ilişmemek yerine kavga çıkarsam, ne bileyim bir tokat filan atsam daha mı iyi olurdu diye düşünüp duruyorum. olmazdı herhalde. kaldı ki bunu düşünmemin artık hiçbir faydası yok.
hepimiz farklı noktalardan kırılıyoruz. kalbimizi kırdığını düşündüğümüz kişinin kalbini düşündüğümüzden daha fazla kırabiliyoruz. yani bunu sağlamanın bir yolu var mı bilmiyorum ama, keşke birbirimizi daha az yanlış anlayabilsek. zira bir zamanlar çok sevdiğim birinin ölüm haberini aldığımda verdiğim tepkinin “hadi ya” ile sınırlı olması ve yeterince üzülememiş gibi hissetmek pek hoşuma gitmedi. ve bunun tek sorumlusu ssri’lar değil.

merhaba günlük,

18 Ağustos 2014 § Yorum bırakın

uzun zaman sonra her zamankinden değişik bir hafta sonu geçirdim. pazar sabahı altıda koşuyolu’nda patlıcanlı börek (ki son zamanlarda favori yiyeceklerimden biri oldu) yiyor, dokuza on kala kilyos’ta denize giriyordum. beni az çok tanıyan biri bunların bu saatlerde yaşanmasının ancak ben uyumadıysam mümkün olacağını bilir, ardından elbette şezlongda uyuyakaldım. şu anda vücudumun bir tarafı güneş görmemiş beyazlığını korurken, diğer tarafı birkaç gün içinde kalıp halinde deri değiştirmeye hazırlanıyor.
benim şahane hayatımda bunlar olurken, daha birkaç saat önce karşılaştığım bir arkadaşım, tek başına evine dönerken, yanında duran arabadan inen bir adamın saldırısına uğramış. evi de cihangir’de bu arada, hani kurtarılmış bölge olan. adamın niyeti kızı arabaya sokmakmış. itiş kakış, tekme (taşaklara), ısırık (dişlerinizin gücünü asla hafife almayın) ve çığlıklar sayesinde bir şekilde adamın elinden kurtulmuş. bunu böyle normal normal anlatıyorsam, arkadaşımın olayı BUNUNLA GEÇMİŞ OLSUN diyebileceğimiz biçimde atlatabilmiş olmasından. “niye ninja okuluna gitmek istiyorsun ki? kimi döveceksin?” sorusu da böylece yanıt buluyor. dahası artık çantamda şok tabancası taşımaya niyetliyim ve AMA FEMİNİSTLER DE KADINLARI ERKEKLERDEN ÜSTÜN GÖRÜYOR filan diyenler üzerinde kullanmaya çekinmeyeceğimi de belirtmeliyim.
böyle işte. gideyim de fiziksel acılarımı bebe losyonuyla gidermeye çalışayım. ve uykudan önce beni latife tekin öpsün. buzdan kılıçlar’la.

03 Şubat 2014 § 1 Yorum

uykuya dalmadan hemen önce, ya da uyanıp da yataktan çıkmadan az evvel, kendinizi devcileyin bir yabancılaşma topağına dönüşmüş bulduğunuz olmuştur sizin de. o an yaşadığınız aydınlanma, sizi de pırıl pırıl etmiştir. demem şu ki, hevesin geçmesi bazen o kadar da kötü bir şey değildir belki.

buraya yeni yıl kararlarımı yazacaktım. geldik şubat ayına. kararlarım arasında tutunamayanlar’ı bitirmek, insanlara alkolik eski sevgilileriymişim gibi davranmamak, mala bağlamadan ortamı terk etmek, daha fazla davete icabet etmek vardı. tutunamayanlar’ın yarısını biraz geçtim, duruyor öyle. ama daha aylardan şubat. diğerleri konusunda da elimden geleni yapıyorum. beceremediğimde kendimi dövmüyorum ama.

geçen hafta kaybettiğimiz ünlüler: pete seeger, philip seymour hoffman, woody allen. woody allen konusunda konuşmaya yeterince hazır hissetmiyorum kendimi. henüz inkar ve öfke aşamaları arasında bir yerlerdeyim. kabullenme’ye geldiğimde söyleyecek birkaç sözüm olacaktır elbette.

10 Kasım 2013 § Yorum bırakın

bolca alınmış alkol ve sarımsak takviyeli ezogelin çorbasının, hem reflü hem de soğuk algınlığı sebebiyle durmaksızın öksürülmüş bir sabahın ve bilumum farmasötik desteğin ardından, birazdan yeniden uykuya dalacağımın bilinciyle kendimi oldukça iyi hissediyorum. hem fiziksel hem de zihinsel açıdan. evet, ben böyle iyiyim. daha fazlasına ihtiyacım da yok. ve umarım sisler dağıldığında bu güzel his baki kalır.

tekrar olacak ama:

and the question is, was i more alive then than i am now?
i happily have to disagree
i laugh more often now, i cry more often now
i am more me

gökkuşağı.

16 Eylül 2013 § Yorum bırakın

kadıköy’deki geç ergenlik, erken yetişkinlik günlerimizde gittiğimiz bir kafe vardı, kapısında tabela niyetine kocaman bir gökkuşağı resmi olan. biz oraya gökkuşağı diyorduk, ingilizce konuşmayı sevenlerin rainbow dediklerini de duyuyorduk. mekan sahibi çiftin üç yaşında bir oğulları vardı, ulaş.  kucağımıza gelir, çişini yapar, sümüklerini üstümüze sürerdi. ama çok sevimliydi kerata, konuşmayı öğrenişini adım adım izlemiştik. bilge’yle 2002 yılını orada karşılamış, geceyi de ailenin dükkanın hemen üstündeki evinde geçirmiştik. direc-t, anima filan konser verirdi arada. canlı müzik olmadığında ise manu chao vardı, keziah jones vardı, paul weller vardı. çay ucuzdu, zeytinyağlılar lezizdi, elmalı turtalar krem şantiliydi. kütüphanesi de vardı. hayatımızın dramlı zamanlarına denk gelse de, biz orada epey mutluyduk.

sonra gökkuşağı kapandı. dükkan bir yediemin deposuna dönüştü. icra yoluyla haczedilen malların satılana ya da geri alınana kadar korunduğu yere, bir eşya hapishanesine yani. aile bodrum’a taşınmış diye duyduk. biz kafelerden barlara terfi ettik. ulaş da muhtemelen bu sıralar imam hatip lisesi ile meslek lisesi arasında bir tercih yapmaya mecbur bırakılıyordur.

bu gece kadıköy’ü düşününce aklıma bu geldi. sağ omzumda bir gökkuşağı dövmesi var. çok şükür henüz kimse gelip üstünü griye boyamaya kalkmadı. ama olacağına bakın.

malvina reynolds – boraxo

06 Eylül 2013 § 2 Yorum

bu şarkıyı facebook’ta birkaç kere paylaştım. pek ilgi görmedi. önemli değil, bir kez de buradan paylaşayım. malvina reynolds’u ben de birçoklarımız gibi, weeds’in başlangıç jeneriğinde çalan, anne babalarımızın daha çok pete seeger yorumundan bildikleri little boxes dolayısıyla tanıdım. malvina hanım teyze, politik aktivistliği elinden bırakmayan bir şarkı yazarı. 1900 yılında doğup 1978’de ölmüş. hep yaşlı fotoğraflarına rastlamamız büyük ihtimalle bundan.

yazımızın konusu olan şarkıya gelirsek, boraxo, özellikle motor tamircisi ve çiftçiler gibi çalışırken elleri çok kirlenen kişilere pazarlanan, etkisi yüksek bir el temizleme tozunun markası. bu ürünü ilginç kılan, reklamlarında sonradan abd başkanı olacak ronald reagan’ın rol alması.

diyor ki malvina şarkıda, ahlakınız var ise, ellerinizden dirseklerinize kadar kana bulandıysanız bile dert değil. boraxo temizler. ardından anlatılan hikaye de ne yazık ki tanıdık: üniformaları lekesiz polisler, kan göstermeyen koyu renkli coplarını, dünya ve yaşam için mücadele eden öğrencinin kafasına -aslında kendine ait olan ama kimsenin umursamadığı kafasına- gönül rahatlığıyla indirebilirler. çünkü onların boraxo’su var. temizler.

ha bu arada, nasılsınız görüşmeyeli?

canım benim, canım benim?

24 Kasım 2012 § 1 Yorum

bundan birkaç sene öncesine kadar öğrenciydim. anaokulunu da sayarsak, hiç ara vermeden yirmi küsur sene okula gitmişim demek oluyor bu. ilkokul öğretmenimi hiç sevmezdim. müdür yardımcısının ablasıydı. kızdığı zaman lastik topları kalem batırarak patlatırdı. boynuna üzerinde ayakları da olan tilki kürkleri dolardı. sınıfta ellerinde siğil olan bir çocuk vardı, onu dualar okuyarak ve ucunu ıslattığı kırmızı kalemle siğilleri boyayarak “tedavi” ederdi, hepimizin gözünün önünde. neyse ki ilkokul müfredatı zekamı pek zorlamıyordu. hasar almadan atlattım o günleri.

ilerleyen yıllarda da eteğimin boyu yüzünden, saçımdaki kırmızıya boyalı iki tutam yüzünden, derste bacak bacak üstüne attığım için, teneffüste sınıf kapısında durduğum için bana zor anlar yaşatan (evet, görüldüğü üzere çok sıkıcı bir öğrenciydim, tuvalette sigara içmişliğim bile olmadı, ama bir gerekçe arayan buluyor işte), benim bildiğim ama kendisinin bilmediği bir şeyi uydurduğumu zannederek benimle (üstelik benim bulunmadığım bir sınıfta) dalga geçen ve beni elimde ansiklopedi cildiyle peşinde koşturmak zorunda bırakan, derste taciz derecesine varan şakalar yapmakta ısrar eden, ezberini beğenmediği öğrencilerin ensesini patlatan, şuraya eşek bağlasa bizim öğrenemediklerimizi öğreteceğini iddia eden muhteşem kişilerle karşılaştım.

elbette lisede ve özellikle üniversitede çok sevdiğim, buralarda kurduğum cümlelerin oluşmasında çok önemli katkıları bulunan öğretmenlerim oldu, öyle bir “ölü ozanlar derneği” tecrübesi yaşamamış olsam da. buradan hepsini öpüyorum -ellerinden değil yanaklarından. sanırım onları sevmemin en önemli nedeni işlerini severek, en azından önemseyerek yapmaları ve ellerinde bulundurdukları iktidarı bir zorbalık aracına dönüştürmemeleriydi.

daha önce de söyledim, sevgiyi saygıya yeğlemekten yanayım. öğretmenler gününde böyle ters tarafından kalkmış bir yazı yazmam bundan. ayrıca 24 kasım’ın bir 12 eylül hediyesi olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim olanca uyuzluğumla.